6 Ocak 2014 Pazartesi

MOR KUPADAKİ TOZ

Sait Faik, karşılaştığı ancak sonunu bilmediği olayları merakından dolayı hikâye yazdığını söyler. Kim bilir, belki de Sait Faik özentisi bir yazı bu da… Ancak baştan söylemekte fayda var ki bu bir ‘aşk sarhoşluğu güzellemesi’ değil.
“Acı veriyorsa geçmiş, geçmemiş demektir.” diyordu Murathan Mungan. Evet, etkilenmiştim bu cümleden; çünkü yakın dostumun deyişiyle hercai meşrep olan kişiliğim yine hayatımla ilgili bir anlam çıkarmıştı bundan. Dostum haksızdı çünkü hercai meşrep değildim; haklıydı, çünkü mor bardağı hatırlatmıştı bana.

İnsanın hayatındaki bir şeyleri sembolleştirerek onlara anlam yüklemesi duyguları, anıları her zaman taze tutar. Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi”nde Kemal, Füsunla ilgili her şeyi, tokasını, bitmiş rujunu, sigara izmaritini, karaladığı kâğıdı ve hatta burnunu sildiği mendili bile saklıyordu. Yanında Füsun olmasa da geçmişi ve anıları bu sembollerle yaşıyordu. Kemal bütün bu eşyalardan Füsun’un kokusunu alıyor ve onu kutsalı sayarak adeta evliyalılaştırıyordu. Ne söyleyeyim, etkilenmiştim. Ve belki de bu yüzden mor kupaya hiçbir zaman toz kondurmamış ve sehpanın üzerinde biblo olarak kullanmıştım.

Belki Kemalleşmiştim. Geçmişten kalan her bir eşyaya anlam yüklemiş ve onların içinde yaşıyordum ya da yaşamama engel oluyordu bu sembolleştirdiklerim. ”Hayat, birçok güzelliği yaşamak için oldukça kısa, ama eski eşini unutmak için de oldukça uzun.”du Borges’ye göre. Sanırım bir süre benim için de öyleydi. Geceleri felsefe, tarih okumam hep aynı kişi için oluyordu. Başında sabahladığım romanları ona anlatmak için okuyordum.

Sonra… Yaşanan birçok anı, tartışma, güzellikler… Belki Kroyçer Sonat (Tolstoy)’ın bir kaç gömlek daha küçük hali anlatabilir bu durumu. Başta söylediğim gibi güzelleme olmadığı için pek de girmeye gerek yok bu konulara.

Ama öyle bir zaman geliyor ki artık aylaklığın anlamı kalmıyor. Sabahattin Ali karakterleri gibi “İçimizdeki Şeytan”ı atarak irade gücü hâkim geliyor. Tabi bunu yapmak kolay mı? Hiç değil, geçmişte yaşanan ister iyi ister kötü olsun...

Bu anları yaşayan insan şifasını da ancak kendisi bulabilirdi Sait Faik’e göre. Herkes bir şekilde o anı geçirmeye çalışır. Kimi meyhaneye gider, kimi kerhaneye… Ama herkesin kendine göre bir çözümü vardır, olmalıdır. Çünkü geçmezse ne içki, ne afyon para eder.

Geçerse… İşte insan o zaman anlar tekrar yemeklerin tadını, yağan karın güzelliğini, yeni bir filmin etkisini, okuduğu kitabı artık kendisine okuduğunu… Rakının yanındaki beyaz peyniri bu sefer ağzını ekşitmeden yediğini, artık hiçbir eşyayı sembolleştirmemeyi o zaman anlar…

Mor kupa... Hala toz kondurmuyorum ona; ama bu sefer herkes çay içilebilsin diye.