Sait Faik, karşılaştığı ancak sonunu
bilmediği olayları merakından dolayı hikâye yazdığını söyler. Kim bilir, belki
de Sait Faik özentisi bir yazı bu da… Ancak baştan söylemekte fayda var ki bu
bir ‘aşk sarhoşluğu güzellemesi’ değil.
“Acı veriyorsa geçmiş, geçmemiş
demektir.” diyordu Murathan Mungan. Evet, etkilenmiştim bu cümleden; çünkü
yakın dostumun deyişiyle hercai meşrep olan kişiliğim yine hayatımla ilgili bir
anlam çıkarmıştı bundan. Dostum haksızdı çünkü hercai meşrep değildim; haklıydı,
çünkü mor bardağı hatırlatmıştı bana.
İnsanın hayatındaki bir şeyleri
sembolleştirerek onlara anlam yüklemesi duyguları, anıları her zaman taze tutar.
Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi”nde Kemal, Füsunla ilgili her şeyi, tokasını,
bitmiş rujunu, sigara izmaritini, karaladığı kâğıdı ve hatta burnunu sildiği
mendili bile saklıyordu. Yanında Füsun olmasa da geçmişi ve anıları bu
sembollerle yaşıyordu. Kemal bütün bu eşyalardan Füsun’un kokusunu alıyor ve
onu kutsalı sayarak adeta evliyalılaştırıyordu. Ne söyleyeyim, etkilenmiştim.
Ve belki de bu yüzden mor kupaya hiçbir zaman toz kondurmamış ve sehpanın
üzerinde biblo olarak kullanmıştım.
Belki Kemalleşmiştim. Geçmişten kalan
her bir eşyaya anlam yüklemiş ve onların içinde yaşıyordum ya da yaşamama engel
oluyordu bu sembolleştirdiklerim. ”Hayat, birçok güzelliği yaşamak için oldukça
kısa, ama eski eşini unutmak için de oldukça uzun.”du Borges’ye göre. Sanırım
bir süre benim için de öyleydi. Geceleri felsefe, tarih okumam hep aynı kişi
için oluyordu. Başında sabahladığım romanları ona anlatmak için okuyordum.
Sonra… Yaşanan birçok anı, tartışma,
güzellikler… Belki Kroyçer Sonat (Tolstoy)’ın bir kaç gömlek daha küçük hali
anlatabilir bu durumu. Başta söylediğim gibi güzelleme olmadığı için pek de
girmeye gerek yok bu konulara.
Ama öyle bir zaman geliyor ki artık
aylaklığın anlamı kalmıyor. Sabahattin Ali karakterleri gibi “İçimizdeki
Şeytan”ı atarak irade gücü hâkim geliyor. Tabi bunu yapmak kolay mı? Hiç değil, geçmişte yaşanan ister iyi ister kötü olsun...
Bu anları yaşayan insan şifasını da
ancak kendisi bulabilirdi Sait Faik’e göre. Herkes bir şekilde o anı geçirmeye
çalışır. Kimi meyhaneye gider, kimi kerhaneye… Ama herkesin kendine göre bir
çözümü vardır, olmalıdır. Çünkü geçmezse ne içki, ne afyon para eder.
Geçerse… İşte insan o zaman anlar
tekrar yemeklerin tadını, yağan karın güzelliğini, yeni bir filmin etkisini, okuduğu
kitabı artık kendisine okuduğunu… Rakının yanındaki beyaz peyniri bu sefer
ağzını ekşitmeden yediğini, artık hiçbir eşyayı sembolleştirmemeyi o zaman
anlar…
Mor kupa... Hala toz kondurmuyorum ona;
ama bu sefer herkes çay içilebilsin diye.